Birsen Tankaya Dinç

Birsen Tankaya Dinç

20 Eylül 2020 Pazar

AY BİLEMEDİM MARS MI GERGİN YOKSA BİZ Mİ?

AY BİLEMEDİM MARS MI GERGİN YOKSA BİZ Mİ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

AY BİLEMEDİM MARS MI GERGİN YOKSA BİZ Mİ?
Gezegenlerin Geçişi

Uzun zamandır yoktum ortalarda diyeceğim ama yalan. Yazdan istifade ederek, Ateşböceği gibi saz çalıp oyalanmadım ama inanın karınca gibi çalışıp durdum. “Bir Acayip Cenaze Töreni” adlı İlk romanımın, okurları ile buluşmasının mutluluğunu yaşadım.
Okuduğum bir kitapta ‘Kararsızlık da bir karardır.’ cümlesi çıktı karşıma. O cümlede öylece takılıp kaldım bir süre. Karasızlık üzerine duyduğum diğer kelimeleri düşündüm bir anda. En çok seçim zamanları duyardık, “Kararsızlar” kelimesini.  Ne kadar kararsız olsalar da, aslında perde arkasında saklanan bir güç gibi dimdik duruyorlardı oldukları yerde. Bir anda düşündüm acaba yaşanılan süreçte bir iki adım kımıldamışlar mıdır oldukları yerlerinden, yoksa halen dimdik oldukları yeri koruyorlar mıdır?
“Kararsızlık da bir karardır “diyerek geçiyor, benim günlerim de.  İnanın ne yapacağım, ne söyleyeceklerim, ne de duyacaklarım karşısında net bir kararım yok artık…
  Astrolojinin tavan yaptığı bu günler de, yıldızlar ve gezegenlerin kapris ve insafına kalmış gibiyiz. “Mars’ın Koç burcunda gerileme (Retro) hareketine başlıyor olması ile cesaretin temsilcisi olan Mars; hayatımızdaki mücadele ettiğimiz konuların, değerlerin veya kişilerin, yeniden önümüze düşeceği bir süreç içerisinde olacak.” denilmesiyle, bizler üzerimizdeki her olumsuz gelişmeyi yıldızlar ve gezegenin geçişlerine bırakarak, kararsızlıkta tavan yapacağımız bir dönemi, ayaklarımızın altına kırmızı halıyı serer gibi mi seriyoruz acaba?..
Ay bilemedim Mars mı gergin, yoksa biz mi? İnanın, artık hiç bir şey bilmiyorum.  Bu arada gökyüzünde burçlar arası bir savaş var mı,  varsa barış ne zaman olur? Bir bilen, bir duyan  var mı acaba..
Hep beraber ne olacak halimiz derken, Mars’a buradan kucak dolusu sevgilerimi iletiyorum. Adı bile muhteşem “Kızıl Gezegen”.  Aynı zamanda da düşünmeden de edemiyorum! Kızıl Gezegen Mars’ın bu kadar güçlü etkisi varken, gelecek zaman içerisinde Mars’da yaşam arayışına girerek, Mars’a yapılacak yolculuk için planlar yapılarak, Kızıl Gezegen Mars’ın var olan direncini mi kırmak adına mı, yoksa bizlerin de bir zamanlar var olan direncini yeniden hatırlayıp, yaşamımıza indirmek adına mı olacak? Peki o zaman kararsızların kararsızlığı, bir nebze olsun gider mi sizce?..
Pandemi sürecini maskeli, korunaklı, sıfır temas ve sosyal mesafeyi koruyarak yaşayarak geçirirken, Gezegenler de saç saça, baş başa kavgaya tutuşup suçu biri birilerine atarken, “Bakın şu Dünya’nın haline, nasıl çıkacak bu işten?” diyerek, aralarında bir protokol oluşturarak, bizlere bir yol gösterirler mi sizce?
               Ayy Ponçik! (kedim)  fal bakmak için içip kapattığım kahve fincanını devirip gitti?!. Aşk olsun sana Ponçiiiiik yaa!.. Ama ben fal bakacaktım?..
                                                                                  Yazar Birsen Tankaya Dinç – İstanbul
_________________

AĞIZ ve DİŞ SAĞLIĞINDA ERKEN TEŞHİS VE TEDAVİ
Dental Volümetrik Tomografi (Diş Tomografi Cihazı)
www.marmarisbulten.com/Haber/dis_hekimi_kemal_baycan_marmaris_implant_dental_tomografi/

MARMARİS’TE CANLI MÜZİK Tıklayın!
www.marmarisbulten.com/Haber/marmaris_canli_muzik_gruplara_ozel_pop_fasil_blues_jazz/

 

 

 

Devamını Oku

SAĞI SOLU OLMAYAN HAYAT MUTFAĞA SIĞAR

SAĞI SOLU OLMAYAN HAYAT MUTFAĞA SIĞAR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

SAĞI SOLU OLMAYAN HAYAT MUTFAĞA SIĞAR
    Dur Artık!..
            Günlerim biri birine karışmış bir şekilde başladım güne. İnsan evde kalınca çekmece dolap içi toplarken, kendi ile de baş başa kaldığını anlıyor ve beyninin derinliklerine kapatıp sakladığı çekmecelerde bir bir, gün yüzüne çıkmaya başlıyor iç dünyası.
Evdeki her şeyle yüzleşirken, bir bakmışsın ki kendin ile yüzleşmeye başlamışsın. Çalışmak zorunda olanlar hariç, evde kalanların yaşadığı ortak bir yüzleşme günlerini yaşıyoruz toplum olarak ruhumuzun derinliklerine kadar… “Yaşam mutfağa sığar” sloganı ile hamurun dibine vuruyor, elimize hangi ekmek tarifi geçerse, hemen hamurunu hazırlayıp pişiriyoruz.

Toplu hareketlerde insan şuurunu mu yitiriyor nedir, anlayamadım! Daha düne kadar sosyal medya hesaplarında gittiğimiz yerlerin fotoğraflarını paylaşırken şimdi ise yaptığımız ekmeklerin fotoğrafını paylaşır olduk. Şu bir gerçek ki, “İnsan mutfağa sığsa da, yakında kıyafetlerinin içerisine sığar mı?” işte bunu ben de bilemiyorum…
Çocukluğum geldi aklıma, çocukluk yıllarımda hava ve su gibi en çok duyduğum kelime, “solcu ve sağcı” ve bu kelimeler “komünist ve faşist” kelimeleri ile desteklenerek, günlük olarak tüketiliyordu. Bu kelimeler ile yattığımız bir gecenin sabahında 12 Eylül 1980’de darbe ile uyandık. O kelimelerin yerini bu sefer “Darbe” kelimesi almıştı. Nasıl da fiyakalıydı, anında tüm yurdu sarıvermişti. Tabii ki o yıllarda ben daha çocuğum, bu kelimelerin anlamını bilmesem dahi bu kelimeler her gün yanımızda yöremizde konuşularak yaşamımızın orta yerine oturmuştu.  Yıllar yılları kovalarken, bizlerde büyüyorduk ve büyüdükçe kelimelerin anlamlarının, kelimelerin gücünün farkına varıyorduk. Galiba yaşam bu olsa gerek!..
            Gel zaman git zaman yine bir gece yattık, sabah olmadan gece yarısında korkuyla kalkarak, 17 Ağustos 1999 depremi ile yüzleştik. Bundan daha kötü nasıl bir felaket olur derken, toplum olarak yaralar sarılıyorken, farkında olmadan normal yaşamın içine dalmışız yeniden. Her zamanki gibi boğaz telaşı, hayata yetişme telaşı diyerek yaşıyoruz ama yaşadığımız o andan bir şey anlayamadan, takvimdeki günlerin üzerine çarpı koyarak günleri tamamlıyor, yaş alıyorduk.
            Ve daha dün gibi 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi gözükür gibi oldu ama şükürler olsun ki gerçekleşemedi. Bu geçen yıllar içerisinde kaç seçim yapıldı, kaç seçimde oy kullandım inanın sayısını hatırlamıyorum.
Bu arada bizler takvimin günlerini işaretlemeye devam ederken; bir yerlerde bir kadın dövülüyordu, bir yerlerde bir kadın ölüyordu, bir yerlerde bir çocuk doğuyordu, yağmur yağıyor, rüzgar esiyor, güneş doğuyor batıyor derken, kalemle işaretlediğimiz takvim 2020 demişti bile…
            Çocukluğumda Uzay Yolu adlı siyah beyaz televizyon dizisini seyrederken, 2020 yılı çok uzak geliyordu bizlere. Yaşamaya başladığımız 2020’li yıllarının olağanüstü büyüsünü düşlediğimde, hayalimde uzay çağını yaşayacağız diyerek heyecanlanırdım!

Ve yıllar sonra o büyüyü bir Virüs Salgını bozdu. Yine bir gün yattık sabah kalktık uzak ülkelerdeki insanları, tanımadıkları bir virüs ile savaş verirken gördük. Onların hayatta kalma çabalarını televizyondan filim seyreder gibi kısa bir süre seyrettik bize hiç gelmeyecekmiş gibi!..  Yine bir sabah kalktık baktık ki, o virüs biz çağırmadan gelmiş yaşamımızın baş köşesine konumlanmış bile!.. O zaman anladık, o uzak ülkeler de virüs ile savaşan insanların çaresizliğini!.. İlk zamanlar sıradan bir virüs gibi gözükse de, adına baktığımızda öyle sıradan bir virüs olmadığını, geçen yılların içinde kendisini yenileyerek bize ulaştığını kısa bir zamanda gösterdi, Covid – 19.
12 Eylül 1980 darbesi, 17 Ağustos 1999 depremi, 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi ve günümüzdeki 2020 Covid – 19 derken, biz bu dönemin çocukları artık limitimizi doldurduk ve başka felaket istemiyor ve bundan sonra gelecek olumsuz olan her şeye “Dur!” diyoruz.
Tüm yaşadıklarımızı düşünürken, kendi kendime de sormadan edemiyorum; “Bundan sonraki adım, hep merak ettiğim uzaylılarla tanışmak olur mu acaba?..

Yazar Birsen Tankaya Dinç – İstanbul

Devamını Oku

ÖNCESİNDE HEY DUYAN VAR MI? DEMİŞTİ DÜNYA

ÖNCESİNDE HEY DUYAN VAR MI? DEMİŞTİ DÜNYA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ÖNCESİNDE “HEY DUYAN VAR MI?” DEMİŞTİ DÜNYA
Evet aslında bu Koronavirüs Salgını öncesinde dünya; bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordu, kendi dilince…
 “Hey! Duyan var mı?” diye çığlık çığlığa bağırmıştı Coronavirüs’e kadar…  Yanan ormanlarla, beklenmedik depremlerle, fırtınalarla dile getirmişti daha düne kadar!.. Ve son çığlığı da Coronavirüs denilen salgın hastalık oldu…
            Dünya kurulduğundan itibaren, her yılın kendine özgü bir gelişi ve bir gidişi olmuştur. Dönemine göre yaşayan insanlar, yaşadıkları koşullar ve deneyimlerinin çıkarımı sonucunda yaşadıkları yılı kendilerince bir isim ile adlandırmışlardır.   Bu bazen bereket yılı, bazen kıtlık yılı, bazen savaş yılı,  bazen de barış yılı olarak geçmişe damgasını vurmuştur.

Şu an yaşamağa devam ettiğimiz2020 yılı da, ne yazık ki anlı şanlı “Koronavirüs 19” yılı ismini alacak gibi…
Dünyanın başına çok ciddi bela olan Koronavirüs;  gelecek günlerde başka büyük bir olaya yerini kaptırmaz ise, bilgiye göz açıp kapama hızında ulaştığımız zamanları yaşarken biz, bu salgın hastalık, dünyaya rest çekercesine  yaşamımızın orta yerine zorla oturdu. Dünya geneli insanlar ellerini kollarını bağlanmış bir halde,  40 düğümlü bohçayı çözmeye çalışırcasına  bu salgın hastalık ile mücadele etmeye çalışıyor.
Her kişi hastalık karşısında birlik olma günü diyerek, kendini bildiği doğrular karşısında korumaya çalışırken, sokaklar unutulan kolonya kokuları ile buram buram mis gibi kokmaya başladı.  Her dönemde olduğu gibi fırsatı paraya çeviren gözü açlar da sanki hastalık  onların kapısını hiç çalmayacakmışcasına, bu durumdan yararlanıp maddi kazançlarını üst üste katlamaya çalışıyorlar.
Dünya aslında bunca zaman bize bir şeyler anlatıp durdu ama bizler,  üç maymunu oynadık sürekli.  Görmedim, duymadım ve bilmiyorum kostümlerine bürünerek, kendimizi tereyağından kıl çeker gibi olayların dışında tutmaya çalışsak da Koronavirüs bir sonuç olarak, insanlığın bir yanılgısı olarak ortaya çıktı.

Ne demişler; giden her zaman özlenen ve erişilmez olandır. Dünya değerlerinin kıymetini kaybettikten sonra yakınmanın bir yararı olur mu acaba?..  Dünyanın terazisinin tek eşit olduğu an; “Şu an yaşadığımız gibi  salgın hastalıkların insanlar arasındaki dağılımının, eşit olmasıdır!”  Bu hastalık insan ve mevki ayrımı yapmadan varlığını,ne yazık ki tüm insanlar arasında eşit korumaktadır.
Toplumsal hareketlerde birlikte hareket ederek, yetkililerin uyarılarına birlikte uymalıyız. Sağduyulu olmanın en önemlisi olan bu günlerde, hep birlikte bir sınavdan geçiyoruz.  Asıl önemli olan bu olayları yaşarken;  kötüye değil de iyiye sarılma zamanı, aslında yaşam, gerçek ödüldür diyerek, uzun zamandır zihnimizde barındırdığımız düşünsel virüslerden de temizlenerek, “Bugün, aslında dündü.”, dememek için yaşadığımız günün öneminin farkına varalım.

Gününüz güzel, yarınınız aydın olsun.

Yazar Birsen Tankaya Dinç – İstanbul

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.